Siyaset
Giriş Tarihi : 01-03-2021 07:55   Güncelleme : 01-03-2021 10:01

İNCİ, 28 ŞUBAT’I ŞU SÖZLERLE KINADI

Demokrasi tarihimizde kara bir leke olan 28 Şubat 1997 tarihinde alınan ve tatbik edilen kararların 24. yıl dönümü münasebetiyle toplanmış bulunmaktayız. Konuşmama başlamadan önce, Gara’da bölücü terör örgütü mensupları tarafından haince katledilen şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yâd etmek istiyorum. Gazilerimize hayırlı ve sağlıklı ömürler temenni ediyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

İNCİ, 28 ŞUBAT’I ŞU SÖZLERLE KINADI

Ülkemizin bütünlüğüne kasteden bu benzeri katliamların devletimizin güvenlik güçleri tarafından en şiddetli şekilde intikamının alınacağına olan inancım sonsuzdur. Şehitlerimizin kanları asla yerde kalmayacaktır. Ayrıca, yaklaşık bir yıldır ülkemizi ve bütün dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs pandemisinin de bir an önce sona ermesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Bu küresel pandeminin başta sağlık olmak üzere, maddi ve manevi zararlar verdiğinin elbette ki farkındayım.  Ancak, bütün salgınlarda olduğu gibi sosyal mesafeye, maske kullanımına ve hijyen kurallarına azami ölçüde uymamız gerektiğini bir kere daha vatandaşlarımıza hatırlatmak isterim. Umuyorum ve diliyorum ki, el birliği ile bu süreci de birlikte bertaraf edeceğiz.

Demokrasi tarihimize kara bir leke olarak geçen ve “post-modern darbe” olarak nitelendirilen 28 Şubat 1997’deki Millî Güvenlik Kurulu toplantısının üzerinden tam 24 yıl geçti.  Ancak bu post-modern darbenin yıkıcı tesirleri, en temel insan hakları ihlalleri hâlâ zihinlerimizdeki yerini muhafaza etmektedir. Aziz milletimizin böyle bir imtihanı bir daha yaşamaması için, her türlü demokrasi dışı faaliyete karşı müteyakkız olmamız gerektiği için süreci kısaca hatırlatmakta fayda görüyorum.

Malumunuz olduğu üzere, 28 Haziran 1996 tarihinde merhum Necmettin Erbakan’ın başbakanlığında Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi iş birliğinde koalisyon hükûmeti kuruldu. Darbeci zihniyetin bahane ettiği en önemli gelişme, “Savunan Adam” merhum Necmettin Erbakan hocamızın 1 Şubat 1997 tarihinde “Üniversitelerde Baş Örtüsünü Serbest Bırakan” kararnameyi Bakanlar Kurulu’nda imzaya açmasıdır. Darbeci güçler, 4 Şubat 1997 tarihinde milletin parasıyla alınan 15 tankı millî iradeye karşı, milletin değerlerine karşı Sincan’da yürütmekten imtina etmemiştir. 21 Şubat’ta dönemin Genel Kurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in “Sincan’da demokrasiye balans ayarı yaptık.” sözü, millî iradeye, demokrasiye karşı yapılan saldırının, saygısızlığın en acı belgesi olarak kayıt altındadır. Bu algı operasyonundan tam bir hafta sonra, 28 Şubat 1997’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında 8 saat 45 dakikalık tarihî, çok uzun bir toplantı yapıldığını bugün gibi hatırlıyoruz. Merhum Başbakan Necmettin Erbakan, şahsında bütün Türk milletine, demokrasimize, cumhuriyetimize dayatılan 20 maddeden oluşan kararları imzalamadı. Koalisyon ortağı Doğru Yol Partisi lideri Tansu Çiller’in başbakanlığı kendisine devretmesi şeklindeki teklifini de reddeden Erbakan Hocamız, 5 Mart 1997’de kardeş kanı akmaması için, muhtemel bir iç savaşın çıkmaması için MGK kararlarını imzalamak zorunda bırakılmıştır. Kendisini bir kere daha rahmetle ve minnetle yâd ediyorum. Allah rahmet eylesin, diyorum.

28 Şubat sürecinde üniversitelerin rolünün de çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu ve rektör yardımcısı Nur Serter’in “İKNA ODALARI” kurarak, başörtülü üniversite öğrencilerine yaptıkları psikolojik şiddetler, aşağılamalar ve tahkirler unutulmayacaktır. Eziyete maruz kalan bütün mütedeyyin ve vatansever başörtülü kadınlarımız 28 Şubat’ın çarpık ve habis zihniyetine karşı birer kahramandırlar. Bu vesile ile, gösterdikleri dirayetten ve ferasetten dolayı kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Ayrıca, Müslüm Gündüz gibi, Ali Kalkancı gibi, Fadime Şahin gibi kuklaların rol oynadığı mizansenler aracılığıyla, darbenin alt yapısının hazırlandığı, meşru gösterilmeye çalışıldığı da bir gerçektir. Bu demokrasi sınavında, medya da sınıfta kalmıştır. Zaten milletin değerleriyle barışık olmayan, çatışma hâlinde olan bir hareketin başarılı olma imkân ve kabiliyeti söz konusu değildir.

Özellikle 11 Haziran’da Genel Kurmay Başkanlığı’nda kurulan “Batı Çalışma Grubu (BÇG)”, sistematik olarak dinî özgürlüklere, eğitim hakkına, fikir hürriyetine, en temel insan haklarına yönelik fişleme faaliyetlerine girişti. Birçok masum insanın hayatı karartıldı. Batı Çalışma Grubu’nun kurucusu olan Çevik Bir’in “28 ŞUBAT’IN BİN YIL SÜRECEĞİNİ İDDİA ETMESİ”, en hafif tabirle aziz milletimizin kendisine tevdi ettiği rütbeye ve makama yakışmamıştır. Malumunuz olduğu üzere çok kısa bir süre zarfında, 16 Ağustos’ta TBMM’de “8 Yıllık Kesintisiz Eğitim” ile ilgili tasarı kabul edilerek kanunlaştırıldı. Akıl ve vicdan sahibi herkes çok iyi bilmektedir ki, bu ve benzeri kararların uygulanmasının temel hedefi, yerli ve millî değerler ile yetiştirilen ve benim de mensubu olmaktan iftihar ettiğim İmam Hatip Okulları’nın meslek okullarına dönüştürülerek işlevsizleştirilmesi, hatta ilerleyen dönemde kapatılması teşebbüsüdür.

Değerli basın mensupları,

28 Şubatçıların en büyük hedeflerinden birisi, o dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan, Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan idi. Siirt’te Ziya Gökalp’e ait bir şiiri okumasından sonra cuntacı zihniyet kirli emellerini harekete geçirerek “halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle, kendilerine dava açıldığını hepimiz müşahade ettik. Savcının BERAAT talebine rağmen, 21 Nisan 1998 tarihinde sonuçlanan bu dava, “10 AY” hapis cezası ile neticelendi. Daha sonra millî iradenin tecellisiyle kendisine emanet edilen büyükşehir belediye başkanlığı düşürüldü. Bu haksız ceza karşısında, büyük bir devlet adamlığı ve olgunluk gösteren Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan, gür sadasıyla şunları haykırmıştı: “Bizim varlık nedenimiz bir hukuk devleti mücadelesidir. Milletimizi sevmekten başka, milletimize âşık olmaktan başka herhangi bir derdimiz, herhangi bir sıkıntımız yoktur. Bunun ötesinde herhangi bir şey söylemiyorum”. Bugün hamd olsun, yaptığı hizmetlerle, dimdik duruşuyla, dirayeti ve cesaretiyle dünya liderlerinin bile gıpta ettiği büyük devlet adamı Ak Partimizin genel başkanı ve cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 28 Şubat’ın menfi izlerini önemli ölçüde silmeyi başardık. En son 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünde, canını hiç çekinmeden, korkmadan ortaya koyan sayın Cumhurbaşkanımız, ülkemizin kalkınması için gece gündüz gayret göstermektedir. Herkesin şunu çok iyi bilmesini istiyorum ki, başta şahsım ve 15 Temmuz Millî İrade Derneğinin mensupları olarak, dün olduğu gibi bugün de her türlü komploya ve demokrasi dışı harekete karşı sayın Cumhurbaşkanımızın yanındayız. Ve yanında olmaya devam edeceğiz.

Değerli Basın mensupları,

Biz, 15 Temmuz Millî İrade Derneği olarak, 27 Mayıs 1960 darbesine de, 12 Mart 1971 muhtırasına da, 12 Eylül 1980 darbesine de, 28 Şubat 1997 post-modern darbesine de, 27 Nisan 2007 e-muhtırasına da ve son olarak 15 Temmuz 2016 FETÖ’nün hain darbe girişimine de kanımızın son damlasına kadar, bütün bedenimizle, ruhumuzla vicdanımızla, sarsılmaz imanımızla karşıyız. Ve alçak millî irade hırsızlarına diyoruz ki, “YAPTIKLARINIZI UNUTMADIK! UNUTMAYACAĞIZ! VE DE UNUTTURMAYACAĞIZ!”. Bu vesile ile, yaşamış olduğumuz bütün antidemokratik darbelerde eziyet çeken, cefa gören vatandaşlarımızı saygıyla anmak istiyorum. Onların direnmesi ve Allah’ın inayeti ile ülkemiz üzerine oynanan oyunları bozmayı başardık. Kendilerinden Allah razı olsun. Bu uğurda, başta kahraman emniyet mensuplarımız olmak üzere şehit düşen bütün vatan evlatlarına yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Gazi olan bütün vatandaşlarımıza, askerlerimize, polislerimize Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin.

En kalbî selamlarımla hepinizi selamlıyorum. Sağ olun, var olun.