Güncel
Giriş Tarihi : 02-11-2020 14:51   Güncelleme : 02-11-2020 14:51

Sakarya Üniversitesi Ege Denizi’ndeki Depremi Değerlendirdi

Sakarya Üniversitesi (SAÜ), Ege Denizi’nde merkez üssü Seferihisar ilçesi açıklarında meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki depreme ilişkin değerlendirme raporu yayımladı.

Sakarya Üniversitesi Ege Denizi’ndeki Depremi Değerlendirdi

SAÜ Afet Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Jeofizik Mühendisliğinden Prof. Dr. Murat Utkucu, Prof. Dr. Emrah Doğan ve Arş. Gör. Dr. Emrah Budakoğlu, depremin ilk değerlendirme raporunu hazırladı. Ege Denizinde son 3 yılda olan depremlerin gelecekte oluşacak depremlerin ayak sesleri olduğu belirtilen raporda, “Bu gözlem depremlerin izlenmesinin, kayıt altına alınmasının, deprem bilim çalışmalarının ve bu konuda yetişmiş uzmanların önemini gözler önüne sermektedir” denildi.

Depremin Kuşadası Körfezi içinde yer alan Sisam Adası’nı kuzeyden sınırlayan normal fay üzerinde oluştuğu belirtilen raporda, dalga şekli analizi sonuçlarına göre ise normal faylanma sonucu oluşmuş bir deprem görüşünü desteklediği kaydedildi.

Batı Anadolu ve Adalar Denizi'nin oldukça diri bir tektonizmaya ve depremselliğe sahip olduğu ve Batı Anadolu'da son 30 yıl içinde 3 yıkıcı büyük deprem meydana geldiği aktarılan raporda, Türkiye'nin 2017'de Adalar Denizi sahilleri boyunca 3 yıkıcı depreme maruz kaldığı anımsatıldı. Depremin Türkiye’de Adalar Denizi sahillerinde 2017 yılından bu yana meydana gelen dördüncü yıkıcı deprem olduğu ifade edilen raporda, 2020 Kuşadası Körfezi Depremi’nin oluşumunun bu açıdan bir sürpriz olarak düşünülemeyeceği aktarıldı.

“Ege’deki doğal güzellikler fayların bir sonucu”

Adalar Denizi sahillerinde doğal güzellikleri ile göze çarpan çok sayıda körfez ve koyların faylar boyunca oluşan tektonik hareketler ile oluştuğunun anımsanması gerektiği kaydedilen raporun devamında şu ifadelere yer verildi:

“Son 50 yıl içinde İzmir yakınlarında büyüklüğü 5.4 - 6.0 arasında olan 6 adet deprem meydana gelmiştir. 2017 Karaburun-Midilli ve 2017 Gökova-Bodrum depremleri dış merkezleri civarındaki ve Kuşadası Körfezi’ndeki depremler dikkat çekicidir ve belki de gelecekte oluşacak adı geçen depremlerin ayak sesleridir. Bu gözlem depremlerin izlenmesinin, kayıt altına alınmasının, deprem bilim çalışmalarının ve bu konuda yetişmiş uzmanların önemini gözler önüne sermektedir.

Tarihsel dönemde de deprem kaynak bölgesi civarında birçok yıkıcı deprem meydana gelmiştir. 2020 Kuşadası Körfezi depremi dış merkezi yakınında meydana gelenler arasında 1881 Çeşme ve 1899 Büyük Menderes depremleri gösterilebilir.

Depremin dalgalarının analizinden büyüklüğü 6.8 olarak hesaplanmıştır. Depreme yol açan faylanma 17 saniye sürmüştür. Depremin kendi içinde birden fazla alt depremden oluşan karmaşık bir kırılmaya sahiptir. En büyük fay kayma büyüklüğü 1.9 metre olarak sığ derinlikte hesaplanmıştır. Bu karmaşıklık depremin hız kayıtlarından daha iyi görülebilmektedir.

Deprem sonrasında gelişen küçük ölçekli tsunami, Adalar Denizinde Akdeniz sahilleri boyunca tsunami riskine karşı özellikle de dar koy ve körfezler etrafında önlem alınması gerekliliğini de ortaya koymaktadır.”

“Türkiye’de yeterli sayıda deprem bilimci yok”

Türkiye’de çok sayıda yıkıcı deprem olduğu anımsatılan raporda, depremlerde meydana gelen ağır sonuçların yeterince deprem bilimcinin olmadığını gösterdiği belirtildi. Batı Anadolu ve Adalar Denizi’nde gelecekte de depremlerin meydana geleceğinin görülebileceği aktarılan raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye’de yeterince deprem bilimci yetiştirilememekte ve bu konuda gayretler ise aksamaktadır. Bu kadar çok yıkıcı depremin olduğu Türkiye’de deprem bilimci sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Depremin ne zaman ve nerede olacağının belirlenmesinden çok deprem her an olacakmış gibi hazır olmak ve gerekli tedbirleri almak en doğru hareket tarzı olacaktır. 2020 Kuşadası Körfezi depremi yaklaşık 70 km uzaklıkta olan İzmir’in Bayraklı ilçesinde yıkıma yol açmıştır. Basından yansıyan ilk bilgiler yıkımın zemin durumu ve düşük yapı kalitesi ile ilişkili olduğu şeklindedir. Yani yıkımın sadece doğa kaynaklı olmadığı anlaşılmaktadır.”